Gene aynı yer, köşe masa. Semih, önündeki tabaktan kavun, beyaz peynir, arada da ortada duran soğanlı ciğer kavurmadan tırtıklayarak rakısını yudumluyor. Yenge’yle ilk evlendiği günlerde birlikte keşfetmişlerdi burayı. Her ikisi de gencecikti. Eh haliyle ben de…

Yenge sağlam kızdı. Hemen anlamıştım. Bazı densizler gibi ‘onu getir, bunu götür’ tipi laflar hiç duymadım ağzından. Çıtkırıldım da değildi. Soğansız yemezdi balığını mesela. İstavriti pek severdi. Kafa, kuyruk bırakmazdı. İyi içerdi sonra. Kadehi havada bıraktığını hiç görmedim. Bilakis, insanın gözünün ta içine bakarak karşılığını verirdi. Bir de, komikti ki, sorma. Artist gibi kadınlardan değildi ama güzel kadındı, makbul kadındı. Bana sorarsan, Semih’in piyangosuydu. Devamını oku →

Hiç anlam veremem, neden yaz mevsimi en çok sevilendir? Palmiye ağaçlarınının uzandığı kumsal ve pırıl pırıl parlayan bir suyun cazibesi Instagram fotoğraflarını aşabiliyor mu, şüpheliyim. O ayak detaylı, bence korkunç fotoğrafların etkisini de göz ardı etmemek gerek; yaz boyunca çekilen onca fotoğrafta kadrajın dışında kalanlar beni oldukça ürkütüyor. Faydası mechul güneş kremi esareti, rahatsız bir şezlong üzerinde geçen saatler, bitmeyen terlemeler, açılamayan gözler ve taranmayan saçlara bir kaç günden fazla tahammül edemiyorum. Ev konforu aramıyorum tamam ama, taşsız, çakılsız bir kumsal, içi geçmemiş bir karpuz, donmuş değil, gerçek patates kızartması, devamlı bir ağaç gölgesi, mümkünse bitmeyen ve yormayanından bir meltem esintisi ile terletmeden kemiklerimi ısıtan bir sıcaklığa erişemediğim sürece yazla olan ilişkimin ümitsiz bir düzeyde kalacağını biliyorum.

Üzülecek bir durum yok! Geriye kalan aylarla idare edebiliyorum henüz. Gerçi daha sevimli bulmakla birlikte, ilkbaharı fazla romantik, kışı ise aşırı soğuk buluyorum. Ve evet, bir terslik olmalı, onun da farkındayım, herkesin depresyonunun başladığı sonbahar favorim. Ton ton yeşilden ağaçlar, bulutlu hava, mümkünse sele dönmeyen kıvamda, ara ara yağan bir yağmur, kırmızı soğan yanında servis edilen ızgara palamut, lüfer,  sonra nar, çay, battaniye, bitmeyen diziler, yeni filmler, bir türlü okuyamadığın o kitap, ev, ev, ev… Bayılıyorum!

Şimdi bazılarımız için en azından sinemaya, tiyatroya, sergiye gitme zamanı. Yok dışarı çıkmam diyenlerdenseniz, sorun değil, eve kapanıp kitap okuyabilir, art arda dizi seyredebilirsiniz. Benim için daha çok yazma zamanı. Çay, battaniye zamanı. Evdeki mumları yakma, ceketleri silkeleme, dolaplardaki fazlalıklardan kurtulma zamanı. Kedilerle yeniden sarmalanma zamanı. Bir de, tam aşık olma zamanı… Size de tavsiye ederim.

allied6

Müttefik/Allied niteliğinden çok başrol oyuncuları Brad Pitt, Marion Cotillard ve tabii ardından gelen ihanet dedikodularıyla konuşuldu. Tamam, beni de filme onlar götürdü ama beklemediğim yerden vuruldum; kostüm ve dekora hayran kaldım.

allied5

Marianne Beausejour rolünde Marion Cotillard gibi şahane bir kadın ve ilk günden itibaren göz bebeğimiz Brad Pitt (Max Vatan rolünde) uğruna, kötü bir film önyargısı ile gidilen sinema salonundan, kostüm ve dekor sayesinde çokça, ‘fena film de değilmiş’ hissi ile çıkan yalnızlardan olmadığımı biliyorum. Daha önce Forrest Gump, Back to The Future/Geleceğe Dönüş serisi gibi filmlerden tanıdığımız Robert Zemeckis, gerçek bir hikâye olduğu da söylenen, 2. Dünya Savaşı sırasında iki ajanın aşkıyla başlayan ve şaşırtıcı şekilde ilerleyen ilişkisini dekor ve kostümle taçlandırmış. Nasıl mı? Haydi biraz filmin bu tarafını irdeleyelim.

Devamını oku →

anitco-borgo-di-tabiano-castello-hotel-exterior

Şanslılardanım. Gazeteciyken dünyayı dolandım, haber peşinde. Şimdi masanın öbür tarafındayım, eskisi kadar olmasa da, gezmeye devam ediyorum. Bu defa ev sahibesi olarak… Son rotam İtalya idi. Yine. ‘İşim gereği’ neticede…

Muhtemelen biliyorsunuz da, demeden geçmeyeceğim. Son iki senedir farklı bir çok bölgesini gördüm İtalya’nın. Her yeri mi güzel olur bir memleketin. Öyle işte. Son rotamız ortalarda bir yerindeydi, bahsedeceğim. Milano ile Bolonya arasında bir yer. İsmi pek havalı: Antico Borgo di Tabiano Castello Relais de Charme.

Sebebi ziyaretimden de kısaca bahsedeyim… Sevgili markalarımızdan Maserati, ilk SUV’u, yeni gözdesi Levante’yi kendine yakışan bir yerde ve şekilde dünya basınına tanıttı. Bu vesileyle Tabiano’daydım. Uzatmıyorum ve sizi Tabiano Şatosu ile baş başa bırakıyorum. Yazı ve resimlerin sonunda bir de sürprizim var 🙂

16409e684b19472899b417052a8b2410 Devamını oku →

show_foto

Son İtalya seyahatinde (bkz. bir önceki post) Parma civarındaydım. Bir adres, bir de güzel bir keşfim oldu, hemen paylaşayım. Adres, Al Tramezzo isimli restoran. Merkezin biraz dışında kalıyor. İlk girdiğinizde yüzünüz biraz buruşabilir, hafif eski yüzlü bir yer. Pes etmez de içeri adım atarsanız eğer, masaya oturur oturmaz detaylar sizi kendisine çekecektir. Sandalyeler, tabaklar, bardaklar… Bu eskiliğin içinde özenle seçildiği tasarımlarından belli ediyor kendisini. Zaten yemek de gelince memnuniyetten dört köşe olacağınızı sanıyorum. En azından bana öyle oldu.

Bu yıl 40’ıncı yılını kutluyormuş. Bu sebeple menüde geleneksel Parma lezzetlerinin yanında ilginç tabaklar da var. Bir kere, deniz mahsullerinde çok iddialı lezzetler var. Makarna çeşitleri ya da 46 ay bekletilen özel Parma jambonları zaten de, şefin Aida müzikaliyle aynı ismi verdiği bir tatlı var ki, mutlaka istenmeli. Hayır, yemezseniz bile sanat eseri olarak alın. Garsonun size eseri anlatmasına izin verin. Keza tüm hikaye sembolleri ile bir tabağa aktarılmış. Yemesi kadar seyretmesi, dinlemesi de keyifli. Siz de benim gibi, merkezin dışında kalıyor ve lezzetli, yerel bir restroan ararsanız, tavsiye ederim. Bu arada bilmem artık önemi var mı, Michelin restoranları arasında da yer alıyor Al Tramezzo. untitled2 Diğer keşfe gelince… Az önce restorandaki detaylardan bahsetmiştim size. Bardaklar özellikle, çok zevkliydi doğrusu. Massimo Lunardon imzalı bu bardaklar el yapımı. Markaya pek çok şehirdeki mağazalarından ulaşılabilindiği gibi galettishop.it gibi internet sitelerinden de ulaşabiliniyor. Ristorante Al Tramezzo: Via A. Del Bono, 5/b Parma Tel: 0521 487 906 www.altramezzo.it Massimo Lunardon: www.massimolunardon.it

Maserati-Driving-Courses-(3)

Geçen hafta görevli olarak gittiğim Master Maserati Driving Courses’ta (Master Maserati Sürüş Eğitimleri) öğrendiğim bir şey varsa, aracın iyiliği ancak kullanıcının becerisiyle birleştiğinde ideal bir sonuç veriyor. Bir takım teknikler var, onları bildiğinizde aracınızı dahi iyi kontrol edebiliyor ve en yüksek performansı rahatlıkla alabiliyorsunuz. Sadece hızdan bahsettiğimi sanmayın, onu özel pistlerde sınamak gerek; ancak bir de güvenli sürüş konusu var ki, ufak bir iki bilgi ve kısa bir tecrübeyle edinilebiliyor. Maserati’nin eski Formula 1 pilotlarından Andrea de Adamich önderliğinde verilen eğitimlerinde de bu bilgiler veriliyor. Harika araçları tanıma şansı ve keyfi ise ekstra.

Bu eğitimi ister bir gün, isterseniz bir kaç günlük paket programlar halinde alabiliyorsunuz. Kurslar nisan sonu başlıyor, ara ara ekime kadar devam ediyor. Kursların tamamı Parma yakınındaki Varano de’ Melegari’de yer alan sürüş pistinde veriliyor.

İlgisini çekenler Maserati’nin web sitesinden detaylı bilgi edineblir.

Affiche-40x60-P[1]

 

Hizmeti ayağa götürmek diye buna derim ben! 20’nci yy. çizgi romanlarının en ünlülerinden, Belçikalı çizer Herge’in hayat verdiği Tin Tin (bizdeki adıyla Tenten) bir süreliğine Paris’te Herbe Müzesi’nde severleriyle buluşuyor.

Müzelerarası sergi turnesi pek yaygın bu aralar. Belçika’da yer alan Herge Müzesi’ndeki original çizim ve çizimleri destekleyen objelerin seyahat ediyor olması da buna bir örnek. Tin Tin severler sergi 31 Ağustos’a kadar devam ediyor.

Devamını oku →

Karls Daily

81 yaşındaki  tasarımcı Karl Lagerfeld yine bir yenilikle karşımızda. Dünya moda endüstrisinin yaşayan en ünlü -ve tabii başarılı- ismi Karl Lagerfeld kendi ismini taşıyan bir gazeteyi hayata geçirdi; ‘The Karl Daily! Alman modacının çoğunlukla endüstriyi ‘ti’ye aldığı gazetede modacıyla röportajlar, O’na ait bilinmeyen bilgiler, modacının siyam cinsi kedisi ve gazetenin yardımcı editorü ‘Choupette’den moda tüyolarının yer aldığı sayfalar öne çıkıyor. Ayrıca burçlar ve bulmaca gibi, bir gazetede bulabileceğiniz her türlü servis Karl Daily’de de mevcut.

‘The Haute of the Press’ (üst düzey/özel basın gibi çevirebiliriz) manşeti ile ‘İngilizce-Fransızca, İngilizce-Almanca ve İngilizce-Çince edisyonları bulunan dergi Londra’nın yanı sıra Avrupa’nın büyük şehirlerinde satılıyor. Gidemiyorsanız üzülmeyin gazeteye Karl.com‘dan da bakabilirsiniz.

karl-daily-1

Gazeteden:

Gazetenin 11’inci sayfasında mesela Karl Lagerfeld’in Paris’teki adreslerine yer verilmiş. Aralarından restoranları sizinle paylaşayım:

La Maison du Caviar – 21 rue Quentin Bauchart 75008

Kinugawa – 9 rue du Mont Thabor 75001

Orient Extreme – rue Bayard 75008

La Gioia – 88 rue de Rivoli 75001

Bu arada modacının hâlâ en beğendiği kahve, Saint Germain’deki meşhur, Café de Flore. Hepsi Karl Daily’de. İyi okumalar.

Kaynak: Marie Claire UK

81I75lw1oXL[1]

Amazon’da gezinirken birden karşıma çıktı bu harika gözüken kitap: Valentino At The Emperor’s Table. Bir efsane -ya da imparator mu demeliydim- modacının, Valentino’nun (Garavani) rafine zevkini yansıttığı başka bir alanı gözler önüne seriyor kitap. Sofralarını! Modacının beş malikanesinin yanı sıra (Gstaad, Londra, Roma, New York ve Paris) yatında bulunan masa takımları ile hazırladığı, birbirinden renkli ve zevkli sofraları Oberto Gili fotoğraflamış. Kitapta yer alan yemeklerin tarifleri de bizzat Garavani’nin özel şefleri tarafından hazırlanmış.

Amazon’da kitap için şimdiden ön sipariş verebilirisiniz. Satışı ise 1 Ekim 2014 itibarıyla, 124.95 dolardan gerçekleşecek. Bu arada, kitabın yayıncısı Assouline’in İstanbul’da da şubeleri var. Kitap ekim sonunda Bebek Mağazası’nda olacakmış.

Bana sorarsanız, kıyafetlerden daha çok ilgimi çekiyor sofralar. O yüzden ya zaten, heyecanla kitabın Türkiye’ye de gelmesini bekliyorum.

 

81ojaznHZgL[1] 91CiDoDvT8L[1]

 

Fotoğraflar: Amazon.com

LuxuryInsider.com”da dikkatimi çekti resimleri. Nashville doğumlu Emily Blincoe”ye ait, bu, renk ve dokulardan yola çıkarak tasarlanmış meyve, sebze, yumurta fotoğraflar. Fotoğrafçı bu konseptte bir seri hazırlamış. Web sitesinde yazdığına göre de yüzlerden, şekil, renk, ışık ve sessiz küçük anlardan ilham almış. Blincoe”yu Instagram”da da takip etmenizi öneririm. Sadece yemek malzemeleri online casino üzerine değil, farklı anlara dair, güzel fotoğrafları var.

photographs-of-color-coded-food-and-plants-by-emily-blincoe[1]

photographs-of-color-coded-food-and-plants-by-emily-blincoe_2[1]

photographs-of-color-coded-food-and-plants-by-emily-blincoe_9[1]