Hiç anlam veremem, neden yaz mevsimi en çok sevilendir? Palmiye ağaçlarınının uzandığı kumsal ve pırıl pırıl parlayan bir suyun cazibesi Instagram fotoğraflarını aşabiliyor mu, şüpheliyim. O ayak detaylı, bence korkunç fotoğrafların etkisini de göz ardı etmemek gerek; yaz boyunca çekilen onca fotoğrafta kadrajın dışında kalanlar beni oldukça ürkütüyor. Faydası mechul güneş kremi esareti, rahatsız bir şezlong üzerinde geçen saatler, bitmeyen terlemeler, açılamayan gözler ve taranmayan saçlara bir kaç günden fazla tahammül edemiyorum. Ev konforu aramıyorum tamam ama, taşsız, çakılsız bir kumsal, içi geçmemiş bir karpuz, donmuş değil, gerçek ev yapımı patates kızartması, devamlı bir ağaç gölgesi, mümkünse bitmeyen ve yormayanından bir meltem esintisi ile terletmeden kemiklerimi ısıtan bir sıcaklığa erişemediğim sürece yazla olan ilişkimin ümitsiz bir düzeyde kalacağını biliyorum.

Üzülecek bir durum yok! Geriye kalan aylarla idare edebiliyorum henüz. Gerçi daha sevimli bulmakla birlikte, ilkbaharı fazla romantik, kışı ise aşırı soğuk buluyorum. Ve evet, bir terslik olmalı, onun da farkındayım, herkesin depresyonunun başladığı sonbahar favorim. Ton ton yeşilden ağaçlar, bulutlu hava, mümkünse sele dönmeyen kıvamda, ara ara yağan bir yağmur, kırmızı soğan yanında servis edilen ızgara palamut, lüfer, nar, çay, battaniye, bitmeyen diziler, yeni filmler, bir türlü okuyamadığın o kitap, ev, ev, ev… Bayılıyorum!

Şimdi bazılarımız için en azından sinemaya, tiyatroya, sergiye gitme zamanı. Yok dışarı çıkmam diyenlerdenseniz, sorun değil, eve kapanıp kitap okuyabilir, art arda dizi seyredebilirsiniz. Benim için daha çok yazma zamanı. Çay, battaniye zamanı. Evdeki mumları yakma, ceketleri silkeleme, dolaplardaki fazlalıklardan kurtulma zamanı. Kedilerle yeniden sarmalanma zamanı. Bir de, tam aşık olma zamanı… Size de tavsiye ederim.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Post Navigation