Gene aynı yer, köşe masa. Semih, önündeki tabaktan kavun, beyaz peynir, arada da ortada duran soğanlı ciğer kavurmadan tırtıklayarak rakısını yudumluyor. Yenge’yle ilk evlendiği günlerde birlikte keşfetmişlerdi burayı. Her ikisi de gencecikti. Eh haliyle ben de…

Yenge sağlam kızdı. Hemen anlamıştım. Bazı densizler gibi ‘onu getir, bunu götür’ tipi laflar hiç duymadım ağzından. Çıtkırıldım da değildi. Soğansız yemezdi balığını mesela. İstavriti pek severdi. Kafa, kuyruk bırakmazdı. İyi içerdi sonra. Kadehi havada bıraktığını hiç görmedim. Bilakis, insanın gözünün ta içine bakarak karşılığını verirdi. Bir de, komikti ki, sorma. Artist gibi kadınlardan değildi ama güzel kadındı, makbul kadındı. Bana sorarsan, Semih’in piyangosuydu.

Bakma sen benim Yenge dediğime, sevgimden öyle der, takılırdım biraz da. Semih’ten az biraz büyükmüş gerçi ama benim kızım olacak yaşta. Ondan mı, yoksa Semih’ten mi esinlendi bilmem, ‘Baba’ derdi bana.

Baş başa otururlar köşe masaya, güle oynaya rakılanır, el ele çıkarlardı dükkândan. Semih önde, o arkada… Azıcık yer, bol güler, hiç susmazlardı. Yanlarına da kimseyi sokmazlardı. Yalnız haftada bir kez Yenge’nin ilk eşten oğlan, Ömer’i getirirlerdi beraberlerinde. O da hafta sonu öğlen olacak mutlaka. Semih bayılırdı ona. Onlar şakalaşır, Yenge’nin ağzı kulaklarında…

Neden sonra, ilk önce bu üçlü gelişler bitti. Arkadaşlar, onların çocukları eklendi bunlara. Ne güzel değil mi? Değil. Nerde çokluk orada bokluk! Bunlar dalaşmaya başladı. Suratsız kalkıp gittiler, uzun bir süre bu masadan. Bu defa Yenge önde Semih arkada…

Hiç unutmam, birkaç gün sonra, bizim Yenge iki kadın arkadaşını kapmış getirmiş. Epey içtiler o akşam. Kalabalıktı o gece, patron da yok; kasada oturmam gerekti. Uzaktan da görünce Yenge’nin ağladığını, hiç ilişemedim yanlarına. Bir ara bizimki, tuvaletten dönüşte, yanıma geldi. “Sen bana bozuk musun Allah aşkına?” diye de çıkıştı. Tam ağızımı açacakken “Hiçbir şey dışardan gözüktüğü gibi değil be Baba” deyiverdi. ‘Yok be evladım’ diyene kadar ben, arkadaşlarının yanına çoktan gitmişti. Hemen sonra da birlikte kalktılar.

Zaten akabinde kesildi ayağı Yenge’nin. Ne zaman Semih’e sorsam “İyi iyi, selamı var, bir daha birlikte geleceğiz” derdi. O ‘bir daha’ya sıra, seneler sonra geldi.

Ne yalan söyleyeyim, bir terslik olduğunu daha dükkâna girdiklerinde hissetmiştim. Semih bizim Semih. Yenge bayağı zayıflamış, suratı solmuş, düşmüş. Yine aynı masada oturmuş, bayağı da içmişlerdi, karşılıklı. Semih konuştu Yenge dinledi. Sonra Semih ağladı, Yenge ağladı.

Ertesinde öğrendim. Bizim zibidi Yenge’ye boşanmak istediğini söylemiş. Her şey üzerine geliyormuş. Zormuş. Hastalıkmış, Ömer’miş… Meğer hazır değilmiş. Bir yandan da kendi çocuğu da olsun istemiş. Ama Aslı, yani Yenge istememiş. Yenge’yi seviyormuş ama yapamıyormuş. Yorulmuş. Aldatmak da istemiyormuş ama diğer kadınlar onu daha yakışıklı, daha zeki buluyormuş.

Ona bayılan kadınları da gördük sonra. Semih hemen hepsini buraya getirdi. Hepsini toplasan bir Aslı etmezdi ya, o da ayrı.

Başlarda bizim oğlan pek memnun gözüküyordu hayatından. Kılığı kıyafeti değişti. Spora mı ne başlamış, kilo da verdi. O dönem dükkâna pek uğramaz oldu. “Neredesin be oğlum” dediğimde de “Kızlar beyaz örtülerde yemek yemek, diskoya gitmek istiyor be Tarık Abi” diyordu.

O sırada Esra diye genç bir kız peydah oldu aralarına. Kızı kötülemeyeyim şimdi. Hanımefendi bir kızcağız. Edepliydi, belli. Her geldiğinde bir bardak beyaz şarap ya içti ya içmedi. Balığın büyüğünü, salatanın illaki soğansızını ve peynirlisini istedi. Öyle sürekli de gelmedi zaten. Bankacıymış. İşi gücü yerindeymiş. Hiç evlenmemiş. Sessiz, sakin, kendi halinde, güzelce bir kızcağız. Nasıl olduysa artık, bizim oğlanlanla işi pişirmiş.

Bizimkini görmen lazım. Esra Hanım etraftayken Prenses Süreyya’nın kocası sanki. Hesabı kimseye bırakmamalar, yüksek sesle konuşmalar… Afralar, tafarlar… Bize değil, yapmaz öyle şey, ama masanın paşası sanırsın. Kıza da durmadan emirler veriyor. Yesene, içsene, konuşsana, gülsene… Kalabalıklar da üstelik. Hiç baş başa geldiklerine şahit olmadım ben. Ama kız oralı değil. Gülüp geçiyor. Bekledim uzunca bir müddet, kıyamet ne zaman kopacak diye, ama, yok, kız sorun çıkarmadı. Sürekli eli Semih’in elinde, ‘tamam Semih’ciğim, ‘olur Semih’ciğim…

Yine yalnız geldiği günlerden birinde Semih, Esra’ya evlenme teklif ettiğini söyledi. “Erken değil mi” falan diyecek oldum ama uzatmadım.

Ne yalan söyleyeyim, ben bu ikisinin evleneceğine başından beri hiç ihtimal vermemiştim. Hele hele bu evlilik teklifi olayı sonrasında Yenge ile dükkâna geldiklerinde, utanmasam sevinçten göbek atacaktım. Ya evet, geldiler birlikte. Ben de pek bir sevinmiştim, barıştı bunlar diye.

Gerçi Semih anlayıp uyarmıştı beni. “Aradan çok su aktı, artık olmaz bu iş, heves etme” demişti. Seviyordum ben bu iki deliyi, gönlüm birleşsinler istedi zaar. Haksız da değildim ama. O gün de baktım. Yenge desen yenge hani. Zaman yaramış. Bir önce gördüğüm halini, nispeten, toparlamış. Saçlarını besleme çocuklar gibi kestirmiş ama olsun, yüzüne yeniden nur gelmiş. Neredeyse eski günlerdeki gibi. Bizim oğlan desen, yine onun gözünün içine bakıyor. Hâlâ.

İki saate yakın oturup konuştular. Semih sonlara doğru tek başına ağlamaya başladı bu sefer. Yenge yerinden kalkıp yanına oturdu bizim oğlanın. Sarıldı omuzuna. Gülümseyerek bir şeyler anlattı ona. Eş gibi değil ama, Ömer’le konuşuyordu sanki.

Kalktı sonra masadan tek başına. Benden taksi çağırmamı rica etti. O sırada dayanamadım “İyi gördüm seni de, halin vaktin nasıl, iyi misin?” diye soruverdim. Bana bir sarıldı ki görme. “Ah be Baba. Bu çocuğa iyi bakın asıl siz. İcazeti de verdik bakalım. Hayırlısı” dedi gülümseyerek. “Kal sağlıcakla e mi?” deyiverdim. “Amin. Siz de” dedi. “Kaybolma ortalardan” dedim. “Nasip” dedi. Gitti sonra. Bahşişiyle birlikte hesabı kasanın yanına bırakıp, tek başına.

Semih evlendi o Esra ile. Çocukları olmadı. Ömer var gerçi, koca delikanlı oldu, ara ara eşlik ediyor Semih’e. Yenge’ye gelince… O son karşılaşmamız olmuştu. Gittikçe daha çok arıyor onu gözlerim; ama ne zaman aklıma düşse, bir kadeh kaldırıyorum ona. Biliyorum, O kadehimi havada bırakmaz.

*Seneler önce yazmış olduğum kısacık bir hikâye; önüme çıktı, paylaşayım dedim. Keyifle okumanızı dilerim. zs

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Post Navigation