arnavutkoy-any-restoran-cafe-mkl[1]

Arnavutköy denince birçoğunuzun aklına balıkçılar geliyor, biliyorum. Haksız da sayılmazsınız hani. Sahilde balıkçılar dizim dizim. Neredeyse hepsi de gayet iyi yemek ve servis veriyor. Ancak Arnavutköy’de balıkçı dışında bir mekân maalesef açılmıyor ya da açılsa da tutunamıyor. Artık bu durumda açılmıyordu, tutunamıyordu diyebilirim. Zira, son yıllarda balıkçı harici de pek güzel mekanlarımız oldu ve neyse ki hâlâ yaşıyorlar.

Mesela Antica Locanda bunlardan bir tanesidir. Neredeyse üç senedir hizmet veriyor ve değil Arnavutköy, bana sorarsanız şehirdeki en iyi, gerçek İtalyan restoranı.

Keza, Büfedebar, kendi klasmanında gayet orijinal, bir o kadar da keyifli mekanlardan biridir. Büfe lafına takılmayın, yanı sıra ev yemekleri de bulunur. Devamını oku →

Eclairs-1-533x800[1]

Ulusal Çikolatalı Ekler Günü diye bir gün de varmış! O gün de bugünmüş (22 Haziran). Bu eklerleri de vesilesiyle Le Meridien Otelleri hazırlamış. Resimleri Pursuit’ten aldım. İstanbul’da da servis ediliyor mu, onu da bilmiyorum bakın. Olsun. Resim iştah açıyor. Sayfada da güzel duruyor. Madem; sizin de Ekler Günü’nüzü kutlarım.

 

fotoğraf 2

Canınız brownie çekti diyelim… Benim çekmişti. Peki, ne yaptım? Hemen internette tarif peşine düştüm. Tuhaf ama internete girince karşınıza ilk Jamie Oliver‘ın tarifi çıkıyor. Hatta aynı tarif art arda o kadar çok önünüze geliyor ki, acaba sahte mi diye düşünebilirsiniz. Ben öle düşündüm en azından. Neyse, değilmiş. Üstelik ben denedim. Baktım tarif işe yarıyor, paylaşmaya karar verdim. Buyurun:

Malzemeler: 250 gr tuzsuz tereyağ; 200 gr %70 bitter çikolata (ben Valonia’nın çikolatasını kullandım. Beşiktaş’da mağasaso var. 2.5 kg.’si 70 lira); 80 gr. kakao; 65 gr. un; 1 çay kaşığı kabartma tozu; 360 gr. pudra şekeri; 4 yumurta.

Tarif: Yağ ve çikolata benmari yöntemi eritilip, karıştırılıyor. Başka 1 kapta kakao, un, kabartma tozu, şeker karışıyor. Çikolatayı ekleniyor. Karıştırmaya devam. Yumurtalar çırpılıp, karışıma ekleniyor. İpeksi olana kadar karışacakmış, Jamie öyle diyor!?.
Karışım, içi pişirme kağıdı ile kaplanan diktörtgen ya da kare fırın kabına dökülüyor. Önceden ısınmış fırında 25’ pişiriliyor. Soğuyunca kesiliyor. Ek olarak; karışıma istersenirse, badem, fındık, çeviz vs. eklenebiliyor. Kuru meyve
de oluyor. Özellikle kuru kiraz, yaban mersini vs. Ben 1 portakal kabuğu rendesi ekledim. Başka da bir püf noktası yok söyleyebileceğim. Her türlü ortaya çıkandan memnun kalacağınızı düşünüyorum.

Son günlerin en popüler restoranlarından biri İstanbul-Armutlu’da açılan Sushimoto. Sahibi Murat Patavi ne yaparsa güzel yapar diyor ve Pudra.com için Sushimoto’yu teftişe gidiyorum.

sushimoto-restaurant-yemek-mekan-mkl

Bir süredir farklı kişilerden duyuyordum zaten. Üzerine “Yeni bir mekân açılmış, gidip, yazar mısın” dediklerinde “Tabii” dedim, “Seve seve”… Baştan söyleyeyim, suşi severim, hatta yapımını öğrenmek için kursuna gitmişliğim, evde biçare, yapmayı denemişliğim de mevcut. Ama işte, o kadar. Bu sebeple; şehrin en yeni suşi restoranı Sushimoto’da yediklerimden çok gördüklerimi, dahası hissettiklerimi anlatacağım. Başlayayım mı?

Armutlu’nun ara sokaklarından birinde yer alıyor Sushimoto. Levent, Etiler, Bebek, Emirgan hattında oturanların kolay ulaşabilecekleri bir noktada… Küçük ama dikkat çeken bir mekân. Her daim de dolu anlaşılan. Geçerken uğramıyorsanız rezervasyonsuz gitmenizi önermem.
Bir kere, suşide tazelik önemli madem, buranın kalabalığı o konuda insanın içine su serpiyor. Ayrıca açık mutfak, balığı da, şefi de görmenizi sağlıyor. Sonra, masamıza servis yapan genç hanım olabilecek en yardımcı garsonlardan biriydi sanırım. Menüyü yorulmadan anlatmasını, önerilerini geçtim, en sakar günümde, bütün içecekleri art arda yerle yeksan ederken bile gülümsemeye devam ediyordu ya, tamamdır.
Kısaca menüde beğendiklerimi de sıralayayım: ‘Moto Style’ olarak adlandırılmış başlangıçlardan ‘Seabass Tiradito’ (trüf yağıyla servis edilen levrek dilimleri) öncelikli tavsiye edeceklerimden olur. ‘Tiger Prawn Special’ (iri karidesli, sıcak bir ‘roll’) da lezzetli ama başlangıç için çok doyurucu olabilir. Roll’larda ‘Salmon Asparagus’ (somonlu kuşkonmazlı) favorim oldu. Sushimoto Roll (yılan balığı ve avokadolu ‘roll’) ve ‘Ebi Tempura’ (kızarmış karidesli) çok lezzetliydi. ‘Nigiri’lerden, ‘Fatty Tuna’ iyidi. Şaşırtıcıdır, o kadar lezzetin içinde ‘eh’ dediğim bir ‘Sake’ yani somonlu ‘nigiri’ oldu. ‘Maki’ ve ‘Sashimi’lere yerim kalmadı. Zencefilli kızarmış sorbe (Ginger Sorbet Tempura) ise harika bir son oldu.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, masaya gelen tabaklar lezzetten önce görüntüleriyle insanı cezbediyor. Öyle ki, hani, ‘bir şeyin tadına eh’ diyecek olsanız, tabaktaki stil uğruna ses çıkaramazsınız, o kadar.

Kapısında vale hizmeti var, araba sorun olmuyor. İçeride ahşap banklar, masalar ve duvarda az sayıda aksesuar… Hepi topu bu. Kendi adıma, alışılanın aksine, modern Japon lokantası görünümünü beğendim. Şimdi, bu göz yormayan mekâna iyi bir ‘lounge’ müzik, lezzetli yemek, makul hesap ve güler yüzle yapılan servisi ekleyin. İşte benim Sushimoto’ya dair hissiyatım budur.

NOT:
Servis: Onlar en sakar benden memnun kaldılar mı bilmem, bana çok yardımcı oldular. Ayrıca, evlere servisi de mevcut!
Müzik: Lounge müzik seviyorsanız, harika.
Tavsiye ettiklerim: Somonlu kuşkonmazlı ‘roll’.
Rezervasyon: İyi olur.
Çalışma saatleri: Her gün 12.30 – 22.30 arası servis alınabiliyor.
Fiyat: İçki hariç kişi başı 60-90 lira arası bir hesap ödeniyor.

Sushimoto İstanbul 
Adres: Fatih Sultan Mehmet Mah. Bilgi Sok. No:26, 34500 Etiler, Armutlu, İstanbul
Telefon: 0212 277 9696
www.sushimoto.com.tr

images

İki fütürist, Lisolette Lyngso ve Anne Skare Nielsen, Future Navigator isimli kitaplarında, başarıya giden yolda, yaptıkları işle ilgili manifestolarını yazmış. Altına imzamı atarım:

Her şeyden önce! Eğlenmeliyiz 🙂 Ayrıca, ilginç projeler, sevdiğimiz insanlarla birlikte gerçekleşmeli. Sonra, maddi özgürlük getirmeli. Ailemize ve arkadaşlarımıza, kişisel gelişimimize zaman ayırmak istiyoruz. Ve son olarak da, yaptığımız işlerle dünyayı daha iyi bir yere dönüştürmek istiyoruz. 

Not: Kaynak ismi geçen kitaptır. Kitapla ilgili detaylı bilgi biter bitmez yazılacaktır.

alancha

Geçen yaz en çok özendiğim ve fırsatını bulup da gidemediğim bir restorandı, Alancha. (Hani şu Alaçatı’da, doğal malzemelerle, harika tabaklar yarattıkları söylenilen restoran.) Meğer ben kalkıp gidene kadar, mutfak ekibi İstanbul’a gelmiş. Alancha’nın şefi Kemal Demirasal ve ekibinin geliştirdiği özel menü Mutfak Sanatları Akademisi (MSA) öğrencileri tarafından hazırlanıp sunulmaya başlanmış. Şimdilerde (2 – 8 Aralık arası), Maslak’ta yer alan MSA’nın, yine aynı adresteki restoranı Okulun Mutfağı, Alancha ekibine emanet anlayacağınız. Bu uygulamayı ilk olarak MSA gibi aşçılık eğitiminde iddialı bir kurumun gerçekleştirmesini önemsiyorum. Bir kere, öğrencileri için harika bir tecrübe olacağı aşikar. Üstelik Okulun Mutfağı bence İstanbul’daki en lezzetli ve en güzel sunumlu yemekleri tadabileceğiniz ender mekânlardan biri. Her iki tarafın gücü ile gerçekleşen bu işbirliği ile Okulun Mutfağı’nın yoluna daha da kuvvetli devam edeceğini söylemek zor olmaz. Bir de üzerine MSA’nın, her ne kadar şefin kendisi burada mı, nasıl bir sistem kuruldu, ne kadar Alancha lezzeti yenilebiliyor, henüz test etmesem de, deneyimlemek isteyenler için de bir fırsat yarattığı kanısındayım. Her şeyin yerinde güzel olduğu konusunda hemfikirim ama bazen de imkân bulamıyor insan gitmeye, deneyimlemeye… Londra, Paris iyi güzel de, Tokyo’daki bir restorana misal, ‘Ha’ deyince gitmek öyle kolay değil. Bir de zincir restoran konusu var, biliyorum. Çok sevilenler artık İstanbul’a en azından, geliyorlar. Çok da iyi ediyorlar ama iyi olmayan, o restoranları meşhur eden şeflerin gelmiyor olması veya bir süre sonra ya malzemenin ya da müşterinin farklılıklarından fena sonuçlar çıkması. Hal böyle olunca gerçek aşçısıyla, kendi malzemeleriyle, birer, ikişer haftalığına bu gelip gitmelerin hayatımıza hoşluk katacağına inanıyorum. Eğer teknik olarak mümkün ise önümüzdeki günlerde farklı uygulamaları başka adreslerde göreceğimize de… Kısacası ben geçen yıllarda pıtırcık gibi çoğalan bu ‘pop-up mağaza’ kavramının restoran uygulamasının artmasını diliyorum. Ve açıkçası yemeği alışveriş yapmaktan daha çok seven biri olarak bunun bir an önce gerçekleşmesini diliyorum.

Görsel MSA‘nın web sitesinden alınmıştır.

Birileri bana küçükken, anneannelerimizin evinde gördüğü, zigon üzeri dantel örtüler gün gelecek dev boyutlara erişecek, renklenecek, üstelik ‘cool’ bir tarz olarak beğeni toplayacak dese, onlara deli diye bakardım. Oysa şimdi, Frankie Magazine‘de görüp, ana kaynağına etsy.com‘da ulaştığım, 500 dolar üzerine fiyatlarla satılan (resimleri de oradan aldım) bu halılara bakıyorum da, hiç de fena değiller hani.

il_570xN.484063362_d1ud

il_570xN.484065134_8rjf

il_570xN.484100985_62r7

Gap_Holiday2013_CyndiLauper_BillyPorter-1024x659

Tonny Benett Artık Türkiye’de de mağazaları bulunan Gap’in, Noel ve yılbaşı öncesi hazırladığı son reklâm kampanyasının bilgi ve görselleri internete düştü. “Make Love” (seviş) mottosuyla, sevgi, umut ve mutluluk vermeyi, yaymayı vurgulayan, göreni gülümseten bu  kampanyayı siz de bir an evvel görün istedim. Kampanyada kimler mi boy gösteriyor? Tonny Bennett, Connie Britton, İsveçli oyuncu Malin Akerman, Sting ve Trudie Styler’ın kızı Mickey Sumner,  Ahna O’Reilly, Harry Belafonte, Waris Ahluwalia, ve, evet VE Cyndi Lauper! Daha ne diyeyim?

Kaynak: PR Newswire

eh10

Hazır yine yolum Miami”ye düştü, bu sefer uzun bir günce hazırlamaya niyetliydim. Ne de olsa abla yerlisiyim, içini dışını iyice belledim. Hem bu sefer ilk kez o kıtanın en son noktası, Florida”nın en alt, uç, artık nasıl tanımlamak isterseniz, yerleşim bölgesi Key West”i de görme fırsatım olacaktı. Zaten ne olduysa orada oldu.

Yazar Ernest Hemingway”in evine girip resimlerini çekince dayanamadım. Günce öncesi araya reklam alıyorum diyelim, bunları hemen paylaşayım istedim. İşte, meşhur “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” romanının yazarı, yazar – gazeteci Ernest Hemingway”in yaşamının son yıllarını geçirdiği evinin -cep telefonu ile çekilmiş- resimleri:

eh1

eh2

eh3

Bu arada, Hemingway Key West”e ilk kez 1928″de gidiyor. Key West konum olarak Küba”nın tam karşı kıyısında yer alıyor. Yazar da zaten -yaşamında çok önemli bir yer tutan- Küba üzerinden Key West”e geçiyor. 1931 yılında da o zamanki eşi Pauline”in amcası Gus bu evi çift için satın alıyor. Ernest ve Pauline 1940 yılında boşanıyor, yine de yazar 1961″deki ölümüne kadar Key West”e gelip gitmeyi sürdürüyor.

eh4

Evi gezince Ernest Hemingway”in kedilere olan düşkünlüğünü bir kez daha anlıyorsunuz. Evin duvarlarını kedili resimler süslüyor. Dahası bahçesinde kedilere özel oyun sahaları, yaşam alanları hatta evin kedilerinin hakedeceği şekilde anılması için mezarlık bile düşünülmüş. Bugün Hemingway Ailesi”nden kimse bu evi kullanmıyor ama kediler hâlâ evlerinde…

eh7

eh6

eh8

Bir süredir motorcu ceketleri, deri pantolonlar, zımbalı botlar falan tekrardan gündemimize alınmıştı. Yaşayan en ünlü modacılardan Karl Lagerfeld akımın adını koymuş ve ortaya ‘Karl Goes Punk’ isimli bir koleksiyon çıkarmış. Koleksiyon bu aralar Karl Lagerfeld mağazalarında ve Net-a-porter‘da görülebiliyor.

379276_ou_pp

 

Kaynak: Pursuitist Resim: Net-a-porter