Karls Daily

81 yaşındaki  tasarımcı Karl Lagerfeld yine bir yenilikle karşımızda. Dünya moda endüstrisinin yaşayan en ünlü -ve tabii başarılı- ismi Karl Lagerfeld kendi ismini taşıyan bir gazeteyi hayata geçirdi; ‘The Karl Daily! Alman modacının çoğunlukla endüstriyi ‘ti’ye aldığı gazetede modacıyla röportajlar, O’na ait bilinmeyen bilgiler, modacının siyam cinsi kedisi ve gazetenin yardımcı editorü ‘Choupette’den moda tüyolarının yer aldığı sayfalar öne çıkıyor. Ayrıca burçlar ve bulmaca gibi, bir gazetede bulabileceğiniz her türlü servis Karl Daily’de de mevcut.

‘The Haute of the Press’ (üst düzey/özel basın gibi çevirebiliriz) manşeti ile ‘İngilizce-Fransızca, İngilizce-Almanca ve İngilizce-Çince edisyonları bulunan dergi Londra’nın yanı sıra Avrupa’nın büyük şehirlerinde satılıyor. Gidemiyorsanız üzülmeyin gazeteye Karl.com‘dan da bakabilirsiniz.

karl-daily-1

Gazeteden:

Gazetenin 11’inci sayfasında mesela Karl Lagerfeld’in Paris’teki adreslerine yer verilmiş. Aralarından restoranları sizinle paylaşayım:

La Maison du Caviar – 21 rue Quentin Bauchart 75008

Kinugawa – 9 rue du Mont Thabor 75001

Orient Extreme – rue Bayard 75008

La Gioia – 88 rue de Rivoli 75001

Bu arada modacının hâlâ en beğendiği kahve, Saint Germain’deki meşhur, Café de Flore. Hepsi Karl Daily’de. İyi okumalar.

Kaynak: Marie Claire UK

81I75lw1oXL[1]

Amazon’da gezinirken birden karşıma çıktı bu harika gözüken kitap: Valentino At The Emperor’s Table. Bir efsane -ya da imparator mu demeliydim- modacının, Valentino’nun (Garavani) rafine zevkini yansıttığı başka bir alanı gözler önüne seriyor kitap. Sofralarını! Modacının beş malikanesinin yanı sıra (Gstaad, Londra, Roma, New York ve Paris) yatında bulunan masa takımları ile hazırladığı, birbirinden renkli ve zevkli sofraları Oberto Gili fotoğraflamış. Kitapta yer alan yemeklerin tarifleri de bizzat Garavani’nin özel şefleri tarafından hazırlanmış.

Amazon’da kitap için şimdiden ön sipariş verebilirisiniz. Satışı ise 1 Ekim 2014 itibarıyla, 124.95 dolardan gerçekleşecek. Bu arada, kitabın yayıncısı Assouline’in İstanbul’da da şubeleri var. Kitap ekim sonunda Bebek Mağazası’nda olacakmış.

Bana sorarsanız, kıyafetlerden daha çok ilgimi çekiyor sofralar. O yüzden ya zaten, heyecanla kitabın Türkiye’ye de gelmesini bekliyorum.

 

81ojaznHZgL[1] 91CiDoDvT8L[1]

 

Fotoğraflar: Amazon.com

yüzen-500-600x338[1]

Şu sıralar Boğaz’da araba görürseniz şaşırmayın. Fiat 500 Ailesi’nin global başarısını gözler önüne sermek için tasarlanan yüzen Fiat 500’ler, dünya turu kapsamında bugünlerde İstanbul’dalar.  Los Angeles, Miami, Chicago ve Ibiza’dan sonra İstanbul’a gelen Fiat 500’ler 2 hafta boyunca Türkiye sahillerini gezecek. 28-29 Haziran hafta sonunda İstanbul, sonraki günlerde ise Çeşme ve Bodrum’da yüzerek şovlarını gerçekleştirecek. Yüzen 500’ler, dünya turuna Türkiye’den sonra Avusturya, Hollanda, Almanya ve Polonya gezileriyle devam edecek.

Cumartesi ve Pazar günleri İstanbul’da gerçekleştirilecek olan  #Fiat500denizde  aktivitemizin izlenebileceği alanlar ve zamanlama aşağıdaki gibidir;

Aktiviteyle ilgili sosyal medya paylaşımlarınızda #Fiat500denizde hashtagini kullanabilirsiniz.

28.06.2014 C.tesi

17:00 – 18:00 Moda Deniz Kulubü –  İstanbul Yelken Kulübü  – Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri – Galatasaray Kalamış Tesisleri

18:00 – 19:00 Fenerbahçe Ordu Evi – Caddebostan arası sahilden geçiş ve Caddebostan’da aktivite.

19:15 – 20:00 Caddebostan – Fenerbahçe Ordu Evi arası sahilden geçiş – Moda Deniz Kulubü – Galatasaray Kalamış Tesisleri – Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesisleri – İstanbul Yelken Kulubü

29.06.2014 Pazar

17:00 – 18:00 İstinye Sahil – Rumeli Hisarı – Bebek

18:00 – 18:20 Bebek aktivite

18:20 – 19:30 Bebek – Rumeli Hisarı – İstinye Sahil

Eclairs-1-533x800[1]

Ulusal Çikolatalı Ekler Günü diye bir gün de varmış! O gün de bugünmüş (22 Haziran). Bu eklerleri de vesilesiyle Le Meridien Otelleri hazırlamış. Resimleri Pursuit’ten aldım. İstanbul’da da servis ediliyor mu, onu da bilmiyorum bakın. Olsun. Resim iştah açıyor. Sayfada da güzel duruyor. Madem; sizin de Ekler Günü’nüzü kutlarım.

 

Bu harika evi ve satılık olduğunu Luxuo“dan öğrendim. Resimlerini yayınlamadan önce yazayım: Ev ya da gerçek ismiyle Chateau de Primard, Fransız oyuncu Catherine Deneuve”e ait ve Paris”e yaklaşık bir saat (75 kilometre) uzaklıkta yer alıyor. 3.9 milyon euro”dan (5.4 milyon USD eder) da satışa çıkmış.

Chateau-de-Primard-600x450

1200 metrekarelik havuzlu şatoda8 ida yer alıyor. Ayrıca 50 metrekarelik bir mutfak ve 70 metrekarelik de bir sauna mevcut.  Ayrıca arazisinden geçen bir de nehir (Eure Nehri) bulunuyor.

Chateau-de-Primard-Pool-600x450 Devamını oku →

Bu piknik sepetine Luxurylaunches.com’da rastladım. Tiffany & Co. üretmiş. Haberde belirtilmiyor ama sanıyorum ünlü mücevher markasının ilk piknik sepeti bu. Artık Tiffany mavisi de olarak bilinen renk kayışlarıyla Central Park (The Central Park Picnic Basket) ismi verilen bu piknik sepeti, tıpa, şişe açacağı, Hampton marka gümüş peynir ve servis bıçağı, iki Riedel şarap kadehi, ekmek ve tatlı tabakları, kumaş peçeteler ile yün battaniyesi eşliğinde satılıyor. Ücreti de 3.700 dolar olarak belirtilmiş.

central-park-picnic-basket-2-690x548

central-park-picnic-basket-1-690x473

2013-12Aylık raporlarının sıkı takipçisi olduğum Trendwatching.com, 2014’ün tüketim trendlerini sıralamış. Birçok markanın dikkate almak isteyeceğini düşünerek oradan bir özet geçiyorum. Yalnız bu birebir bir çeviri değil. Konu ilginizi çektiyse, daha detaylı bilgiler ve örnekleri eşliğinde raporun kendisini okumanızı tavsiye ederim.

* İlk trendi ‘Guilt-free Status’ diye tanımlıyor Trendwatching. Diyor ki; tüketicilerin alımlarıyla dünyaya, çevreye ya da kişinin kendisine bir zarar gelmemesi konusunda farkındalığı arttı. Öte yandan tüketime olan bağımlılıkları, koşullanmaları ve  maalesef hoşgörüleri devam ediyor. Yani içinden çıkılmaz bir kısırdöngü. Bu sebeple de ekliyor: Tüketiciye suçluluk duygusunu hissettirmemek gerekiyor.

* İkinci sırayı ‘crowd shaped’ tanımlaması alıyor. Coleman Parkes’in Nisan 2013’te yayınladığı araştırmaya göre tüketicilerin yüzde 57’si nerede olduğunu, en yakın beş Facebook arkadaşını, aile bireyleri hakkında veriler gibi detaylı kişisel bilgilerini daha iyi hizmet ya da finansal geri dönüşüm için kullanmak konusunda istekli. Bu durum, sosyal medya ile, hikayelerle, e-ticaret ya da akıllı telefonların GPS servisi ile, 2014’te daha da artacak deniyor. Buraya kadar bir yenilik yok. Yenilik ise hem bu bilgileri ortaya çıkaran ve paylaşmayı kolaylaştıran bu teknolojilerin aynı anda bir çok yerde -hatta birbirine bağlı- karşımıza çıkacağı hem de tüketicilerin bu konudaki beklentilerinin yükseleceği.

* Üçüncü sırayı ‘Çin için/ile daha yeşil’ tanımlaması almış. Deniyor ki, Çin 2014’te doğa yanlısı tüketimin merkez üssü olacak. Böylece ‘Batılı’ markaların Çin ürünleriyle rekabetlerinde kullandığı doğa dostu kozu da zayıflayacak. Global pazarlarda rekabeti yeniden planlarken küçük ama önemli bir detay.

* ‘Mychiatry’ tanımlaması 4’üncü sıraya yerleşmiş raporda. Burada anlatılmak istenen giyilebilen, kolay kullanılan kişisel sağlık cihazları. Bu pazarın, akıllı saatler ve diğer giyilebilir cihazlar sayesinde büyüyeceği söyleniyor. Sektör şimdiye kadar daha çok fiziksel sağlık ile ilgiliydi, deniyor. Şimdi, bu teknolojiler ruhsal konularda da hizmet verecekmiş. Örneğin, kullanıcılar akıllı telefonlarını yaşam koçu olarak kullanabilecekmiş. Bir örnek de kişilerin ruh halini algılayıp ona göre müzik çalan kulaklıklar olmuş.

* Sırada benim bu yıl markalardan en büyük beklentim olan ‘No Data’ konusu var. Hani, kişisel bilgilerimiz daha iyi hizmet uğruna toplanıyor. İşte, Trendwatching geçen yıl bizleri bu konuda “Markalar tüketicilere değerli bir hizmet vermekle agresif olup onları korkutmak arasında ince bir çizgide yürüyor. Evet, tüketiciler hizmet almayı seviyor ancak izlenmeyi sevmiyor” diyerek uyarmıştı. Yani, markalar 2014’te de bilgi toplarken, bunları kullanırken ve bu bilgileri korurken daha dikkatli olmalı deniyor, kısaca. Hatta raporda konu, ‘2014’te herkese eşit hizmet veriyoruz, bilgileriniz bizde olmasa da’ diyebilecek markalar var mı, sorusu ile kapanıyor.

* ‘The Internet of Caring Things’ yani ‘Nesnelerin İnterneti’ kavramına da yeni yılda daha çok tanık olacağımız söyleniyor raporda. Nesnelerin İnterneti yeni bir kavram. İnternet sayesinde birbirine bağlı, haberleşme ve bilgi paylaşma olanağı sağlayan sisteme deniyor. Cep telefonunuza gelen mesajları görebildiğiniz/kontrol edebildiğiniz elektronik saatler mesela… Raporda bu pazarın 2020’de küresel ekonomiye 1.9 trilyon dolar sağlayacağı bilgisine yer verilmiş. Yenilik ise bu cihazlarda daha ‘caring’ yani kişilere destek sağlayıcı özelliklerin artacağı konusu. Trendwatching’in öngörüsü sağlığa yönelik hatta iyileştirici, kişilerin para biriktirmesine yardımcı, ev işlerini yapabilen ürünlerin artacağı yönünde.

* Son öngörüyü ise ‘Küresel Beyin’ olarak isimlendiriyor Trendwatching. Buna göre, 2014’te tüketim arenası daha global olacak. Yani her gün dünyanın başka bir yerinde icat edilen bir yenilik ile tanışacağız.

Görsel ve yazı: Trendwatching.com

Havayolları bir yandan cazip fiyat önerileriyle karşımıza çıkarken diğer yandan da sürekli daha iyi hizmet vermenin yollarını arıyor. Filmler, oyunlar derken, yepyeni bir uygulama ile yolcuların kalplerini fethetmeye çalışıyorlar. Yeni silahları ise yemek!

Havayolu şirketleri uçuşlarında yemek kalitesini en üst seviyeye çıkarmanın yolunu ünlü şefler ile bulmuş. Ethiad, AirFrance, Qatar, Lufthansa, Singapore ve Delta… Şimdilik bu altı havayolu uçuşlarında popüler mekanların ünlü isimlerini ağırlayarak yolcularına şef yemeği sunuyor.

Bu hizmet yakında özel bölümlerde şef masasına kadar giderse şaşırmam.

Kaynak: Luxuo

lookie_back

Amerikalı Taylor Reeve, yüksek topuklu ayakkabılar tasarlıyor. Bu ayakkabılar da zaten sahip olduğu Taylor Says markasının son ürünlerinden. Bu ve bunun gibi pek çok eğlenceli işe imzasını atmış tasarımcı; www.taylorsays.com“da da görebilirsiniz. Ayakkabılar ile ilgili tek sıkıntım giyilebilir olmaktan çok uzak görünmeleri. Yoksa alıp salona koysam, seyretmeye doyamam.

selimin kalpleri - Kopya

Geçenlerde Midnight Express’in Bebek’teki mücevher dükkanına uğrayınca Selim Mouzannar‘ın tasarımlarını ne kadar beğendiğimi bir kez daha hatırladım.

Mouzannar’ın elinden çıkan takıların güzelliği kadar, (dikkatli bakarsanız siz dek tasarımların bazılarında tanıdık tarihi  çizgileri kolayca göreceksiniz) tasarımcının hikayesi de etkiliyor beni, biliyorum.

1963 yılında, Beyrut’ta, dede ve baba mesleği kuyumculuğun içine doğmuş bir isim. Lübnan’da savaş yılları, 1980’de, ailesini geride bırakarak Paris’e göç eden genç bir erkek. Üniversite biter bitmez yeni yollar yeni yerler keşfetmeye çıkıyor Mouzannar, üzerine eğitim gördüğü taşların da peşinden.

1990’larda hep özlemle andığı memleketine geri dönüyor. Şartlar onu 2006 yılında yeniden evinden uzaklara, yollara vuruyor.  Ancak bu defa Mouzannar ismini yani markasını da beraberinde götürmeyi ihmal etmiyor.

Bugün geleneksele genç tasarımlarıyla farklı bir yön veren Mouzannar’ın Beyrut dışında Paris, Londra, İstanbul, Dubai, Kuveyt’te de tasarımları satılıyor.

Kaynak: Selim Mouzannar‘ın web sayfası…