arnavutkoy-any-restoran-cafe-mkl[1]

Arnavutköy denince birçoğunuzun aklına balıkçılar geliyor, biliyorum. Haksız da sayılmazsınız hani. Sahilde balıkçılar dizim dizim. Neredeyse hepsi de gayet iyi yemek ve servis veriyor. Ancak Arnavutköy’de balıkçı dışında bir mekân maalesef açılmıyor ya da açılsa da tutunamıyor. Artık bu durumda açılmıyordu, tutunamıyordu diyebilirim. Zira, son yıllarda balıkçı harici de pek güzel mekanlarımız oldu ve neyse ki hâlâ yaşıyorlar.

Mesela Antica Locanda bunlardan bir tanesidir. Neredeyse üç senedir hizmet veriyor ve değil Arnavutköy, bana sorarsanız şehirdeki en iyi, gerçek İtalyan restoranı.

Keza, Büfedebar, kendi klasmanında gayet orijinal, bir o kadar da keyifli mekanlardan biridir. Büfe lafına takılmayın, yanı sıra ev yemekleri de bulunur. Devamını oku →

Gün geçmiyor, İstanbul’da yeni bir kahvecinin açıldığını duymayalım. Görünen o ki, büyük kahve zincirlerinin başarıyla açtığı yolu daha butik, daha kaliteli, daha mahalle, daha ‘daha’ kahveciler doldurmaya başladı. Bize de keşfedip, keyfini çıkarmak kaldı.

MOC_KUS BAKISI 2MOC İstanbul yani Ministry Of Coffee’nin açıldığını ilk duyduğumda ‘bir kahveci daha mı’ diyerek dudak büktüğümü itiraf etmeliyim. Ama gidince çark ettim. Nedenine gelince…

MOC, üç ortağın, kapılarını henüz Nişantaşı Şakayık Sokak’ta açtığı, yepyeni bir mekân. Ben sabah kahvesine gittiğimde, ortaklardan Sam Cevikoz’a rast gelince, hikâyesini de öğrenme şansı yakaladım. 43 yılın ardından, 10 ay kadar önce, Sidney, Avusturalya’dan İstanbul’a geliyor, Cevikoz. ‘Neden’ diye soracak oluyorum, ‘Neden herkes aynı şeyi merak ediyor’ diyerek cevaplıyor beni. Herkesin bir yerlere gidesinin olduğu bu günlerde tersine rastlamak zor, diyemiyorum.

Cevikoz’dan 30 yıldır kahveci olduğunu, uluslararası barista eğitmeni olduğunu öğreniyorum. Buraya da tecrübesini paylaşmaya gelmiş anlaşılan.

MOC

MOC’a dünyanın farklı yerlerinden toplanan, birbirinden iddialı, 12 farklı çeşit kahve getirerek başlamışlar işe. Bu sayı giderek artacak gibi duruyor. Tüm kahveler burada kavruluyor ve bizzat Cevikoz tarafından harmanlanıyor. “Kahveyi getirmek yetmiyor, çok iyi ‘blend’ (harmanlamak) etmek de gerekiyor” diyor Cevikoz. ‘İyi kahve’ olayının tam da bu noktada başladığını anlıyorum. En iyi kahvenin, havanın nem oranından tutun da suyun ‘ph’ derecesine kadar, pek çok detayı göz önünde bulunduran, ayarı en iyi dengeleyen barista’ların elinden çıkabileceğine ikna oluyorum. 30 yıllık deneyimini burada konuşturduğunu anladığım Cevikoz, MOC’da beraberinde çok iyi üç barista ile birlikte çalıştığını da sözlerine eklemeyi ihmal etmiyor. Bir de, dünyanın çeşitli yerlerinde vermeye devam ettiği, yine dünyanın her yerinde geçerli, sertifikalı, barista eğitimlerini burada vereceğini söylüyor. Sadece meraklıları için başlangıç seviyesinde derslerin de olacağını öğrenip, mutlu oluyorum.

MOC’da bilindik espresso, cappucino gibi kahvelerin yanı sıra dünyada çok rastlanan, bizlerin ise yeni yeni görmeye başladığı özel kahve çeşitleri de mevcut. Cevikoz’un tavsiyesi, ve evet, isminden anlaşılacağı üzere biber ile yapılan ‘Chilli Mocha’ oluyor. Ben diğer tavsiyesini deniyorum. ‘Cold brew’ denilen, 24 saate kadar damıtılarak hazırlanan ve buzla servis edilen bir kahveleri var ki, kahveseverlerin tatmasını özellikle tavsiye ederim. İsterseniz şişelenmiş halde alıp, eve de götürebilirsiniz. Sadece içmek üzere değil, kahvelerin kendilerini de, kahve yapımında kullanabileceğiniz, ‘syphon’ ismi verilen, evlerde makine kahvesi kalitesinde kahveler yapabileceğiniz, şık alet veya diğer aparatlardan da satın alabiliyorsunuz.  Ya da bir mekân sahibisiniz diyelim, toptan kahve satışı da mevcut. İçeri kısımda devasa bir ‘roaster’ makinesi var. Galiba benim gördüklerimin en büyüğü. 15 kilo kadar geliyormuş.

MOC_COLD BREW

Resimlerden de anlayacaksınız, mekân da oldukça ferah, geniş. Roaster bölümüne de, kurs verilecek kısma da, ya da üst katta ‘lounge’vari oturma grubu ile girişteki klasik kahve set-up’ına da yer var. Duvarları kahveyle ilgili aksesuarlar, kitaplar ve bence etkileyici bir duvar resmi ile (üst katta) 2 bin adet vida ile yapılmış ilginç bir dünya haritası süslüyor. Tüm bu kahvelerin yanında yiyebileceğiniz çeşitli tatlı ve tuzluların bulunduğunu da söylemeden geçmeyeyim.

Bu arada, sadece MOC değil, bundan böyle her sokakta açılacak ‘iyi’ kahveci kabulüm. Freelance çalışmanın nimetlerinden biri işte, hepsinin keyfini süreceğim.

NOTLAR:
Servis: Servis mevcut. Kendiniz de alabilirsiniz. Hatta alıp gidebilirsiniz de… Keyfiniz nasıl istiyorsa.
Tavsiye ettiklerim: Baristaların sesine kulak verin derim. Bir de, ‘Cold Brew’dan tatmalısınız.
Çalışma saatleri: Her gün 08.00-23.00 arası açık.
Fiyat: Kahve çeşitleri 6-12 TL arasında değişiyor

*Bu yazı Pudra.com için yazılmıştır.

gram02

Kafa dağıtmak gerekir ya bazen; gezmek, yeni yerler görmek, yeni insanlarla tanışmak, en azından farklı insanlarla aynı havayı solumak iyi gelir, diyerek kendimi Beyoğlu’na atıvermişim. Ne öyle uzaklara gidecek halim ne de vaktim vardı açıkçası. Oturduğun mahallenin dışına çıkmak, kendi şehrinde turist olmak bile kafi gelir diyenlere kulak verdim. Pişman değilim!

İlk durağım, güne güzel bir sabah kahvesi eşliğinde başlamak üzere Gram oluyor. Gram, Şef Didem Şenol’un Karaköy’de yer alan lokantası Maya’dan sonra, 2012’de açtığı, benim de fırsat buldukça uğramayı ihmal etmediğim restoranı. Sadece kahve demiştim değil mi? Kendimi kusursuz bir sahanda yumurtanın yanında ayva reçeli ve tereyağı ile servis edilen muhteşem ‘brioshe’u yerken buluveriyorum.

Yeri gelmişken bilenlere hatırlatmak istediğim, henüz yolu düşmemiş olanlara ise şiddetle tavsiye ettiğim bir mekân Gram. Bu iki büyükçe masalı küçük lokanta benim için bir lezzet mabedi. Henüz içeri girer girmez, sol tarafınızda sergilenmekte olan, çoğunlukla tatlı, atıştırmalıklar önce acımasızca gözünüzü doyurur. Buradan kazasız geçeni görmedim. Ben mesela, her seferinde diyetimi eve götürmek için aldığım brownie’ler ile ödemekteyim. Ancak Gram’da sadece kahvaltı yok. Sabah 8.30’da kapısını açan mekânda öğlenleri (12.00-15.00 arası) açık büfe yemek servis ediliyor. Arzu ediyorsanız Gram’ın her gün değişen menüsüne de bakabilirsiniz. Bugün mesela, camın üzerine kaydedilmiş yemekler arasında tarhana çorbası, kuzu sırtı, köy tavuğu, kadayıfa sarılı keçi peyniri, yaban mersinli zeytinyağlı pırasa var. Unutmadan söyleyeyim, Gram 18.00’da kapanıyor ancak 10 kişi yahut üzerindeyseniz (oturarak en fazla 19 kişi olabilirsiniz) önceden rezervasyonla bir yemek organize edebilirsiniz. Bir de, pazar günü için heveslenmeyin, kapalı!

Gram
Meşrutiyet Cad. 107 D Tel: (0212) 243 1048
www.grampera.com

Bu yazı Pudra.com’da yayınlanmıştır.

Son günlerin en popüler restoranlarından biri İstanbul-Armutlu’da açılan Sushimoto. Sahibi Murat Patavi ne yaparsa güzel yapar diyor ve Pudra.com için Sushimoto’yu teftişe gidiyorum.

sushimoto-restaurant-yemek-mekan-mkl

Bir süredir farklı kişilerden duyuyordum zaten. Üzerine “Yeni bir mekân açılmış, gidip, yazar mısın” dediklerinde “Tabii” dedim, “Seve seve”… Baştan söyleyeyim, suşi severim, hatta yapımını öğrenmek için kursuna gitmişliğim, evde biçare, yapmayı denemişliğim de mevcut. Ama işte, o kadar. Bu sebeple; şehrin en yeni suşi restoranı Sushimoto’da yediklerimden çok gördüklerimi, dahası hissettiklerimi anlatacağım. Başlayayım mı?

Armutlu’nun ara sokaklarından birinde yer alıyor Sushimoto. Levent, Etiler, Bebek, Emirgan hattında oturanların kolay ulaşabilecekleri bir noktada… Küçük ama dikkat çeken bir mekân. Her daim de dolu anlaşılan. Geçerken uğramıyorsanız rezervasyonsuz gitmenizi önermem.
Bir kere, suşide tazelik önemli madem, buranın kalabalığı o konuda insanın içine su serpiyor. Ayrıca açık mutfak, balığı da, şefi de görmenizi sağlıyor. Sonra, masamıza servis yapan genç hanım olabilecek en yardımcı garsonlardan biriydi sanırım. Menüyü yorulmadan anlatmasını, önerilerini geçtim, en sakar günümde, bütün içecekleri art arda yerle yeksan ederken bile gülümsemeye devam ediyordu ya, tamamdır.
Kısaca menüde beğendiklerimi de sıralayayım: ‘Moto Style’ olarak adlandırılmış başlangıçlardan ‘Seabass Tiradito’ (trüf yağıyla servis edilen levrek dilimleri) öncelikli tavsiye edeceklerimden olur. ‘Tiger Prawn Special’ (iri karidesli, sıcak bir ‘roll’) da lezzetli ama başlangıç için çok doyurucu olabilir. Roll’larda ‘Salmon Asparagus’ (somonlu kuşkonmazlı) favorim oldu. Sushimoto Roll (yılan balığı ve avokadolu ‘roll’) ve ‘Ebi Tempura’ (kızarmış karidesli) çok lezzetliydi. ‘Nigiri’lerden, ‘Fatty Tuna’ iyidi. Şaşırtıcıdır, o kadar lezzetin içinde ‘eh’ dediğim bir ‘Sake’ yani somonlu ‘nigiri’ oldu. ‘Maki’ ve ‘Sashimi’lere yerim kalmadı. Zencefilli kızarmış sorbe (Ginger Sorbet Tempura) ise harika bir son oldu.
Şunu da söylemeden geçemeyeceğim, masaya gelen tabaklar lezzetten önce görüntüleriyle insanı cezbediyor. Öyle ki, hani, ‘bir şeyin tadına eh’ diyecek olsanız, tabaktaki stil uğruna ses çıkaramazsınız, o kadar.

Kapısında vale hizmeti var, araba sorun olmuyor. İçeride ahşap banklar, masalar ve duvarda az sayıda aksesuar… Hepi topu bu. Kendi adıma, alışılanın aksine, modern Japon lokantası görünümünü beğendim. Şimdi, bu göz yormayan mekâna iyi bir ‘lounge’ müzik, lezzetli yemek, makul hesap ve güler yüzle yapılan servisi ekleyin. İşte benim Sushimoto’ya dair hissiyatım budur.

NOT:
Servis: Onlar en sakar benden memnun kaldılar mı bilmem, bana çok yardımcı oldular. Ayrıca, evlere servisi de mevcut!
Müzik: Lounge müzik seviyorsanız, harika.
Tavsiye ettiklerim: Somonlu kuşkonmazlı ‘roll’.
Rezervasyon: İyi olur.
Çalışma saatleri: Her gün 12.30 – 22.30 arası servis alınabiliyor.
Fiyat: İçki hariç kişi başı 60-90 lira arası bir hesap ödeniyor.

Sushimoto İstanbul 
Adres: Fatih Sultan Mehmet Mah. Bilgi Sok. No:26, 34500 Etiler, Armutlu, İstanbul
Telefon: 0212 277 9696
www.sushimoto.com.tr

pannonica-mekan-bodrum-caz-restaurant-mkl

Aralık’ın 12’sinde kapılarını Bodrum’da açtı, Pannonica Jazz Bistro Lounge. Ünlü caz müzisyeni Ali Perret’nin müzik direktörlüğünde, sessiz sedasız, aniden… İşte o günden bu yana, Bodrum’da, ardı ardına müzik ziyafetleri veriliyor.

Şenay Lambaoğlu, Engin Recepoğulları, Neşet Ruacan, Çağıl Kaya, Ayşe Gencer, İmer Demirer, Serkan Özyılmaz, Bora Çeliker, Barış Ertürk, Nilüfer Verdi, Ferhat Öz, Volkan Hürsever, Uğur Güneş, Ali Perret… Caz müziğinin Türkiye’deki bu usta isimlerinin hepsinin yolu, son bir aydır, Bodrum’dan geçiyor. Dahası Bodrum önümüzdeki günlerde gittikçe sayıları çoğalacak bu isimlere ev sahipliği yapmaya devam edecek gibi gözüküyor. Nedeni ise 12 Aralık günü kapılarını Bodrum’da açan, cazseverlerin uğrak noktası Pannonica Jazz Bistro Lounge.

Devamını oku →

Son günlerin en çok konuşulan restoranlarından Yeni Lokanta’ya gittim, izlenimlerimi Pudra.com‘a yazdım. Buyurun…

Geç bile kaldım. Geçen mayıs ya da haziran ayıydı, sessiz sedasız kapıları açıldığında. Gündemimiz kalabalıktı o aralar. Ardından araya yaz girdi. Sonra rezervasyon sırası gelmedi. Vesselam Kumbaracı Sokak’ta kapılarını açan Yeni Lokanta & Bar’a henüz gidebildim. Ve ilk fırsatta tekrar gideceğim.”Yeni”, birçoğumuzun Hürriyet Gazetesi’ndeki yazılarından tanıdığı Şef Civan Er’in ilk restoranı. Genç şefin daha önce uzun süren bir Changa deneyimi olduğunu biliyoruz. İstanbul’un parmakla gösterilen restoranlarından Changa’da şefliğe kadar uzanan başarılı bir yolculuk… İşte aynı dönemde imzasını attığı yazılarında verdiği dikkat çekici tarifler meğer bugünlerin ilk sinyallerini veriyormuş. Maraş tarhanalı karnabahar, narlı tahinli tavuk ciğeri ezmesi, kuru vişneli ılık pancar, ceviz ve pekmez soslu ördek, deniz börülcesi kızartması ve tahinli yoğurt… Hepsi ayrı ayrı tanıdık malzemelerle yaratılan farklı yorumlanmış, değişik lezzetler. Tıpkı Yeni’nin menüsünde görebileceğiniz cinsten.