Yazmayacağım demiştim. Burayı iş metinleriyle doldurmayacağım… Ama kayıtsız kalamadım. 110 bin, 85 bin, 60 bin, 45 – 35 – 35 –  100 – 70 bin. Ve en son 115 bin. Ne bunlar diyorsunuz değil mi? İletişim danışmanlığını yürüttüğümüz 11. Fanta Gençlik Festivali’nin ilk günden beri gittiği şehirlerdeki katılımcı sayısı.

Rakamlar yazıya döküldüğünde anlatmak istediği intibayı yaratıyor mu, şüpheliyim. Diyeceğim, rakamlar kesmediyse sizi, bir de gelin o festival alanlarının girişindeki kuyruğu görün. Ya da konserler başladığında sahada bir yerden bir yere gitmeye çalışın. Bir de… Şarkılara eşlik edilen bölümler var, hele hele bir anda çıkartılan çakmak ve cep telefon ışıkları eşliğindeyse, işte öyle bir anı yakalayın! Tüyleriniz diken diken olduğunda diyebileceğiniz tek söz “Vay be!” oluyor.

Bu yıl sahneye önce Emre Aydın çıkıyor, ardından geçen sene olduğu gibi Tarkan… Ben her ikisini de sahnede ilk kez -henüz baştan sona olmamakla birlikte- seyrediyorum. Her ikisi de beni etkiledi. Seyirci Emre Aydın’ı seviyor, belli. Tarkan’ı söylemiyorum bile. Sevmiyorum o tabiri ama, yıkılıyor. O ve orkestrası çıkınca sahneye izleyiciye bir haller oluyor. Gözlerimle gördüm.

Ama asıl bu kadar büyük çaplı bir organizasyonun -400 kişilik bir ekip çalışıyor- gün aşırı organize ol, kurul, taşı, taşın, tekrar organize ol durumu hâlâ ağzımı açık bırakıyor. Birazdan Denizli’deki 10’uncu etap için sahaya gitmek üzereyiz ve ben hâlâ diyorum bakın!

Biz işin bir ayağıyız, tamam, ama fotoğraf büyük, çok büyük ve etkiliyici. Sözün özü, turnenin bitmesine az kaldı ve burada iyi bir iş çıkarılıyor. Taktir, tebrik falan için değil, paylaşayım istedim. Durum budur yani.

Not: Fotoğraf Sedat Mehder’e ait. Burdan alıp imzasız kullanmayın bak, bozuşuruz! İyi pazarlar.

Sonuncusu dün gerçekleşen, teşrif etme fırsatını yakaladığım Tophane Art Walk’ın benim için en ilginç noktası Ocak 2012’de Suzanne Egeran tarafından açılmış Egeran Galeri oldu.

Açılış sergisini şu an gösterimde olan Mel Bochner’in Son Dönem İşleri ile gerçekleştiren Egeran’ın isimini sanatseverler bundan böyle daha çok duyar sanıyorum. Bir kere, bence en azından, yeri de kendisi de (Şanal Mimarlık tarafından tasarlanmış) güzel bir galeri olmuş. Ayrıca yakın bir zaman sonra deniz tarafında bir kafe açmak üzere olduklarını dile getirdiler Egerancılar; ki Karaköy’ün hayatımızda artan önemine bakarak uğrak noktalardan biri olacağını öngörmek zor değil. Bir de, anladığım kadarıya her sergide ayrı bir sanat konuşmasına da ev sahipliği yapacaklar. İlkini mesela Mel Bochner ile yapmışlar bile.

Ünlü mücevher markası Damiani’nin üçüncü kuşak yöneticilerinden Silvia Damiani 85′inci yıla özel kreasyonu tanıtmak için İstanbul’daydı. HT Ekonomi’nin sorularını cevaplayan beni de ‘tek taşımı kendim almamam’ gerektiğine ikna etti…

Enrico Grassi Damiani tarafından 1924′te İtalya’da tohumları atılan, dünyanın ünlü mücevher markası Damiani 85′inci yılını kutluyor. Bugün üçüncü kuşak Damianiler tarafından yönetilen markanın Türkiye distribütörlüğünü Collection-Damas Mağazaları yürütüyor. Yönetimde halkla ilişkilerden sorumlu başkan yardımcılığı görevini yürüten Silvia Damiani geçen hafta firmanın 85′inci yıla özel yeni koleksiyonunu tanıtmak üzere İstanbul’a geldi.

Bayan Damiani ile geçen hafta sona eren Cannes Film Festivali ve ardından Antalya Mardan Palace Oteli’nin açılışında boy gösteren Sharon Stone’un üzerinde görülen modeller hakkında konuşmadan önce sohbet etme fırsatı bulduk.

■ İlk mücevherinizi hatırlıyor musunuz?

Tabii ki. Küçük bir bilezikti. 8 – 9 yaşımdayken annem ile babam vermişti ilk komünyonumda (Hıristiyanlıkta şarap ve ekmek ayini). Ve ben onu ilk gün kaybettim! Sonrasında verilen davette arkadaşlarımla saklambaç oynarken bahçede bir yerlerde kaybettim onu. Çok üzülmüştüm. Sonra değerli şeylere özen göstermek gerektiğini öğrendim. Zaten ondan sonra da hiçbir şeyimi kaybetmedim.

■ Kendinize mücevher alıyor musunuz?

Tabii ki. Kendime daha yeni çok güzel, kadife mavisi safir bir yüzük aldım. Çünkü bu taşı çok seviyorum. Kaşmir safiri, Gublin sertifikalı. Çok serttir.

■ En sevdiğiniz mücevherleri sorsam…

Ben beyaz altın ve pırlanta uyumunu çok seviyorum. Duruma göre büyüklük tercihim değişiyor. İkinci sıramda ise beyaz ve siyah inciler var. Ayrıca bazı istisnalarım da oluyor. Renkli taş kullanacaksam büyük olanını seviyorum.

İyi bir saat edinin

■ Peki, bir kadının illa sahip olması gereken mücevher ne olmalıdır diye sorsam…

Bence bir kadının ilk edinmesi gereken mücevher iyi bir saat olmalı. Tabii saat takıyorsa. Saat bir mücevherdir ama aynı zamanda işlevseldir de. Hiç mücevher takmadan sadece saatimle kıyafetimi tamamladığım olur. Sonra bir yüzük derim.

İtalyan bir kadın olarak ellerimi çok kullanıyorum. Sonra da küpe. Küpe ışıltıyı gözlere yöneltir. O yüzden önem veriyorum.

■ Kadın mücevherini kendisi mi almalı?

Her zaman söylerim, bir kadının kendisine almaması gereken tek mücevher nişan/nikâh yüzüğüdür. Yani alyanstır. İlla tek taş istiyorlarsa kolye olarak alıp takmal arını öneririm. Tek taş bir yüzüğü bıraksınlar, erkek arkadaşları ya da eşleri alsın. Onun dışında her şeyi kendisine alabilir.

Londra’ya yeni mağaza geliyor 

■ Mücevherde son modanın ne olduğunu söyler misiniz?

Bugünlerde herkesin pahalılıktan yakındığı bir dönemdeyiz. Ancak insanlar evlenmeye devam ediyor. Çocukları oluyor. Yıldönümleri var. Ayrıca mücevherler kalıcıdır. Bu sebeple son dönemde klasik çizgiler daha çok beğeniliyor. Eğlenceli ve farklı olan parçalarda ise çok pahalı olmayan modeller tercih ediliyor.

■ Kriz sizi de etkiliyor mu?

Bu dönemde kimse için bir iltimas yok, kimse önünü pek görmüyor. Yine de uluslararası büyüme planımıza sadık kalıyoruz. Örneğin haftaya Londra’da bir mağaza açacağız. Bir de saat üretimine girmek istiyoruz. Belki bir İsviçreli saat grubuyla ortaklık olabilir.

(Bu roportaj Zeynep Subaşı tarafından Habertürk Ekonomi için yapılmıştır.)