Türkiye’yi turluyorum bu ara. Şaka değil, İstanbul’dan arabayla yola çıktığımda Haziran’ın 8’iydi, bugün Adana’dayım. Geçen süreçte tamı tamına 8 şehri, birer – ikişer günden durak yaptım. Hiç eve dönmeksizin, art arda… İşte yol haritası da burada:

Daha önümde gidecek çok şehir, iki hafta da zaman var. Sebebi yolculuğum kısaca; Fanta GF’nin Tarkan ve Emre Aydın’lı turnesi. Bu yaşta ‘groupie’ olacağım da varmış demek.

Eğlenceli mi? Birlikte olduğum insanların payı büyük, tatil değil iş için de olsa, bunca şehri geziyor olmak güzel. Kimilerini görmüştüm zaten; kimilerini yeni keşfettim; bazılarının ise başkalıklarını farkettim.

Hem yol iyidir. Bünyeye her türlü iyi gelir. En azından benim. Teptiğim her yolun önümde başka yollar açacağına olan inancımdan herhalde, kim bilir?

Uzatmayayım; gördüğümü, yediğim, içtiğim, hissettiğimi anlatırım bir ara, ama, iki yer var ki son duraklarımdan Kahramanmaraş’ta keşfettim, dayanamadım, hemen yazayım istedim.

Her ikisi de Bakırcılar Çarşısı denilen pazar yerinde bulduğum iki mağaza aslında.

Biri; Dedemin Çarıkları ya da Osmanlı Çarıkçısı olarak tanınıyor. Ünü şehri aşmış Hollywood’a kadar uzanmış hatta. Troy, Harry Potter’da falan bu ‘çarıklar’ giyilmiş diyorlar çarşıda. (Biz daha yeni keşfediyoruz onlar nasıl buluyor buraları, o da ayrı bir merak konusu.)

İsminden anlayacaksınız, ayakkabı – çanta üreten bu markanın çarşıda bir üretim atelyesi bir de mağazası var. Has deriden çarık yani ayakkabı, sandalet ve terlikleri elleriyle kendi üretiyor sahibi Mehmet Kopar. Şahidim. Bir de kibar ve yaptığı işi benimseyen bir insan ki, saatlerce konuşasım geldi. O da sağ olsun, sıkılmadan gösterdi modelleri, renkleri; anlattı ayakkabıları nasıl yaptığını, nasıl saklanıp, korunması gerektiğini.

 

Bunlar benim aldıklarım arasında ‘Gladyatör’ denilen modellerden. Gerçekten çok iyi değiller mi? Fiyat vermeyeceğim ama İstanbul fiyatının yakınından geçmediğini söyleyebilirim en azından.

Sözünü ettiğim diğer mağaza ise ahşap el işlerinin satıldığı bir dükkân. Kahramanmaraş’ta ahşap oyma sandık işçiliği çok gelişmiş, o yüzden isim vermek doğru mu bilmiyorum. Hali hazırda mobilya satan her mağazada orijinal el işi ahşap ürünler var, sandık çoğunlukla ve boy boy. Açıkçası bu sandıklar benim için fazla işli, oymalı ama zaten konum o değil.

Bu mağazalardan birinde gördüğüm tarağa dehşetle baktığımı görünce sahibi Bekir Bey, uzun uzun anlatma ihtiyacı duydu.

image

Efendim, benim ilk önce bit ayıklamak için üretildiğini sandığım bu tarakların meğersem saçı besleyen bir yönü varmış. Şöyle ki, Bekir Bey bir kere kızartılmış yağ soğuduğunda tarakları içine atıp beklettiklerini anlattı. O aslında “Patates kızartıyorsun ya, o yağı soğut, tarakları içine at” dedi de ben kendimce olaya yorum kattım. İşte, o bekletilen tarağı çıkartıp, fazla yağını akıtıp, saçını tararsan ne kepek kalırmış ne de saç sorunu.

Şaç bakımı üzerine, keza ahşap işçiliği üzerine, hava üzerine bayağı şey öğrendim mesela Bekir Bey’den ben, çay eşliğinde. Burada öyle, mağaza sahipleri oturup bayağı sohbet ediyor müşterileriyle. Çay falan söylüyorlar. Eni konu 1 liradan 5 tarak alsanız da… Evde, İstanbul’da diyelim, bu muhabbetten hoşlanılmaz, kendimden bilirim. Buralarda bir hoşuna gidiyor insanın.

Yoksa saçımla derdim yok. Tarakları yağda bekletecek kıvama da gelmedim şükür. Ama bu anlatımı sevdim ben. Bu samimiyeti… Şehrin de insanların da vaktinin bolluğunu…

Anlatıcı da iyi olunca. Yaradı zaar.

Daha dün Bağdat Caddesi’nde (Şaşkın Bakkal’ın oraları) kreatif bir simitçinin ’simit arası Nutella’ girişimine tanık olmuş heyecan ile mutluluk arasında git-geller yaşamıştım. Şimdi de bu cheesecake tarifi çıktı karşıma..

Nutellalı simit ya da Nutellalı chesecake! Lüks duyulan hazzın doruk noktasıysa eğer; daha lüks ne olabilir, bulmakta zorlanıyorum.

Bugün size kazara elime geçen bir kitaptan bahsedeceğim. Kitap lüks otel denince akla gelen ilk isimlerden Four Seasons’ın kurucusu ve başkanı Isadore Sharp tarafından kaleme alınmış. İsmi de ‘Four Seasons: The Story of a Business Philosophy’ yani Four Seasons felsefesinin hikâyesi…

Geçen gün sonunda elime ulaştı. Isadore (yakınları Issy diyor) Sharp’ın yazdığı kitaptan bahsediyorum. Isadore Sharp, lüks otel denince akla gelen bir, iki isimden biri olan Four Seasons’ların kurucusu. 78 yaşında olmasına rağmen, hâlâ daha otel zincirinin başkanlığını yürütüyor.

Kitap da zaten Sharp’ın bu başarı hikâyesini anlatıyor. İsmi ‘Four Seasons: The Story of a Business Philosophy’. Türkçesi, Four Seasons felsefesinin ardındaki hikâye.

Kitap geçen Nisan ayında kitapçılarda yerini aldı. Bence asıl önemli olan, kitapçılarla birlikte tüm Four Seasons yöneticilerine de gönderilmiş olması. Zaten benim de kitaptan haberim Beşiktaş’taki The Bosphorus’ta çalışan bir dostum vasıtasıyla oldu.

Polonya göçmeni Yahudi bir ailenin Kanada’da sıfırdan başlayan hikâyesinin 35’i aşkın ülkede 83 otelde devam etmesinin ardında meğer dört ana prensip varmış. Kendisi bunları stratejik kararlar olarak adlandırıyor. Uzatmayacağım: Kalite, hizmet, kültür ve marka…

HİZMETİ MCDONALD’S’DAN ÖĞRENİYOR

Bu mu diyeceksiniz? Değil tabii. Bu dört ana unsurun arkasında yatan felsefeyi Sharp’ın kaleminden okumanızda fayda var, tabii ilgiliyseniz. Ben burada ilgimi çeken, hoş bulduğum bazı anektodları anlatmak istedim.

Örneğin, Isadore Sharp aslen babası gibi inşaat ile uğraşıyor önceleri. Eşi Rosalie ile evlendiğinde balayı için gittikleri otelin kötülüğü karşısında “Böyle bir otel bile para kazanıyorsa daha iyi bir otelden daha fazla kazanmak mümkün” fikri doğuyor.

Otel için ortak ve yatırımcıları bulduktan sonra iş isim aramaya geliyor. Akla gelen ilk isim ‘Thunderbird’ (Amerikan hava kuvvetleri savaş uçakları akrobasi takımı). O ismin başkaları tarafından kullanıldığı ortaya çıkınca ortaklardan birinin Münih’te sevdiği başka bir otel akla geliyor: Vier Jahrzeiten isimli otelin İngilizce’de karşılığı Four Seasons, yani dört mevsim.

Ve en ilginci de, henüz yeni uluslararası bir marka olduğu dönemde, Four Seasons ekibine hizmet kalitesini Mc Donalds’ları örnek göstererek öğretiyor. Yanlış duymadınız! Toronto Mc Donalds’ın başındaki yakın arkadaşından şirket seminerlerine katılmak için izin istiyor. Hatta Sharp’ın yakınındakiler bu fikre çok gülüyor. Sharp’ın onlara cevabı ise “Lüks olan her zaman kaliteli demek değildir. Kaliteli olmak için müşterinin istediğini sürekli verebilmek gerekir. Bu da performansla gerektirir” oluyor.

İLKLERİN ADAMI

Issy otelcilik konusunda hiç bir eğitimi olmamasına rağmen aldığı tüm kararlarda kendisini müşteri yerine koyuyor.

Örneğin formaliteyi sevmiyor. Bu yüzden üniformaları şık ama formaliteden uzak olduğunu düşündüğü için düz siyah renk yapıyor.

Çok kadınla büyüdüğünden (üç tane kız kardeşi var) büyük el ve vücut havlularını ilk o kullanıyor. Yine kadınların saçlarını sabunla yıkamaktan hoşlanmadığını bildiğinden banyolara ilk şampuanı o yerleştiriyor. Otelde sigarasız katları da ilk o akıl ediyor.

Bir ortağının önerisiyle Toronto’daki ilk otelin 1961’deki açılışında park alanına Kanadalı sanatçıların eserlerini asmaya karar veriyor. Bu uygulama sekiz yıl Four Seasons’cular tarafından gerçekleştiriliyor. Ondan beri de, günümüze kadar hatta, Toronto’nun Belediye Binası’nda, en büyük açık hava etkinliği olarak bu uygulama sürdürülüyor.

IMG_0491

Otuz beş yıldan bu yana LV için özel tasarımlar hazırlayan Patrick Louis Vuitton ile Asnieres’deki aile evinde bir araya geldik.
 Lüks ve Gusto ismi altında yazmaya başladığımdan bu yana hayalimdi. Ne de olsa Bay Vuitton, artık şirketin yönetiminde olmasa bile, lükste dünya lideri LVMH grubunun bir parçasıydı. Gerisindeki 154 yıllık tarihi saymıyorum bile.
 Lüksü, hele de içinden geçtiğimiz zorlu bir dönemde, bu kavramın yaratıcılarından birinin ağzından dinlemek çok ilginç bir deneyim olacaktı. Öyle de oldu nitekim.

■ Lüksü tanımlar mısınız?

– Çinli bir müşterimiz dünyanın her yanında kahve eşliğinde televizyon seyredebilmek istiyordu. Ona güneş enerjisiyle çalışabilen, biri DVD’li olmak üzere, iki düz ekran televizyonlu ve ayrıca kahve makineli bir sandık tasarladık. Bu lüksü tanımlar sanırım.

■ Sizce ekonomik kriz, lüksün tanımını değiştirir mi?

– Louis Vuitton için hayır. Biz üretimden distribütör ağına kadarki tüm aşamaları kendi kontrolümüz altında gerçekleştiriyoruz. Bundan dolayı da gerçeklere çok yakınız. Lüks yani
yüksek kalitedeki ürünlere değerleri referans olur. Diğer lüks markalar ürünlerini bir gün bir fiyattan satarken diğer gün yüzde 50 indirimle satıyor. Louis Vuitton’da hiçbir zaman indirim olmaz. Her ürünün temel bir değeri vardır ve değişmez. Müşteri de bunu bilir.

■ Başka markalar ürün gamım artırıyor. Siz seyahat konseptinin dışına çıkar mısınız?

-Markamızın tarihine bağlı kalmalı, amacına uygun ürünler üretmeliyiz. Saat yaparken de, ayakkabı üretirken de yönetimin yüzde 100′ünü LV gerçekleştiriyor. Saatlerimiz İsviçre’de kurulan atölyemizde yapılıyor. Ayakkabılarımız Milano’da… O yüzden yeni ürünler ekleyeceğimize yaptığımız her işte daha da profesyonelleşmeliyiz.

■ Sizce bir ürünü lüks yapan nedir?

-Detaylar, kullandığınız materyal ve tabii ortaya çıkan sonuç.

■ Yani pahalı olmak bir neden değil, öyle mi?

-O detaylardır ürünü pahalı kılan. Bu imajdan öte bir şeydir. Örneğin Louis Vuitton alan biri mükemmel bir mal satın aldığını bilir. Sözünü ettiğim detaylar gözle görülmez ama ürünün kalitesini artırır. İşte bu lükstür.

■ Bu kadar detaycı bir tasarımcının ’sürdürülebilir lüks’ ile ilgili fikirlerini merak ettim…

-Bugünlerde bazı lüks markaların, zorlu ekonomik durumdan dolayı daha düşük maliyetli üretim kararı verdiklerini görüyoruz. Ve tabii daha düşük kaliteli… Bence müşteri markaya güven duymalı. Aklı arkada kalmamalı. Çünkü eğer müşteri markaya karşı herhangi bir konuda şüpheye düşerse, hele aynı kalitede olmadığına dair bir yargıya varırsa, bir daha hiç gelmez.

Babaannesine hayrandı görevi kabul etti

■ Bu ailenin mensubu olup da başka bir meslek seçebilir miydiniz?

– Aslında veteriner olmak istiyordum. Dedem Gaston 1970′te vefat edince, büyükannem şirketin sorumluluğunu aldı ve beni burada, atölyede çalışmaya ikna etmek için çok uğraştı.

■ Kaç yaşlarındaydınız o zaman?

-20′li yaşlarımın başındaydım.

■ Mutsuz oldunuz mu?

-Ben büyükanneme hayrandım. Şirkete ve atölyeye gelmeyi kabul etmemin sebebi de buydu. Bu yüzden çok rahatsız olmadım.

■ İlk tasarımınız hangisiydi?

-Japon bir besteci müzik sistemini yanında taşımak için özel bir sandık sipariş etmişti.

■ Bir yılda mesela kaç tane böyle özel sipariş yapabiliyorsunuz?

-300 – 350 adet kadar.

■ Ne kadar zamanda?

-Bazen 10 saat bazen ise 210 saat…

■ Siparişler nasıl hazırlanıyor?

-Müşteriyle buluşup istekleri üzerine yaklaşık bir saat konuşuyoruz. Onla isteklerini anlatırken ben de daha teknik konular hakkında açıklamalarda bulunuyorum. Onun hayaliyle benim tekniğimden ortaklaşa çıkan sonucu da genellikle müşterilerin önünde çiziyorum.

■ Tasarımlarınızın hepsinin seyahat ile alakası olması gerekiyor, değil mi?

-Her zaman. Kesinlikle mobilya yapmıyoruz.

■ Örnek verseniz…

– Örneğin bir hanımefendi uçaklarda sunulduğu şekliyle şampanya içmekten hoşlanmadığı için bize bir sipariş vermişti. Kendisine içine sadece iki kristal flüt bardak sığacak kadar küçük bir çanta yaptık. Yani özel siparişler kocaman birer sandık olmak zorunda değil

■ Kari Lagerfeld’in belgeselinde gördüğümüz i-pod çantası da küçük özel siparişlerden biriydi değil mi?

-Evet, hanımefendininki kadar küçük değildi ama.

ÇOK GEZİYOR, ÜRÜNLERİ TEST EDİYOR

Patrick Louis Vuitton sadece iş için ama bolca seyahat ediyor. Bu arada ürünlerin prototipini kullanarak test de etmiş oluyor. Ona kalsa gemiyle seyahat etmeyi tercih ettiğini söylüyor ancak sürekli dünyanın başka bir yerine gittiğinden mümkün olmadığını belirtiyor.

YATAĞINIZI YANINIZDA TAŞIYIN

Başında Patrick Louis Vuitton’un bulunduğu kişiye özel sipariş bölümünde gerçekleşen tasarımlar sınır tanımıyor. Örneğin, bir müşteri gezilerinde kullanacağı yatağı yanında istemiş. Ortaya sandığa yerleştirilen bu yatak çıkmış. Başka bir örneği bulunmayan, eşsiz ürünlerde kullanılan diğer materyallerin de kalitesinin tam olmasına dikkat ediliyor. Örneğin barda bulunan bardaklar kristal.

MONOGRAM NEREDEN ÇIKTI

Müzede yer alan bu fayansa iyi bakın? Louis Vuitton markasanın monogramı gözünüze çarpmıyor mu? Müzeyi gezerken öğrendim. Louis Vuitton’un monogramı nereden esinlenerek yarattığı bilinmiyor. Ancak üç olasılık var. Biri için, kiliselerdeki mozaiklerde sıkça kullanılan bir sembol olduğundan Louis etkilenmiş olabilir diyorlar. Biri daha da eşiklerden kullanılan sembollerden esinlenildiği yönünde. Benim en sevdiğim ise, müzenin içinde bulunduğu evin mutfağının eski duvarlarında bu seramikler döşeliymiş. insanın her gün gördüğü bir şekilden esinlenmesi çok normal tabii!

HER ZEVKE ÖZEL ÜRETİM

Müzede özel üretim seçeneklerini göstermek için çeşitli örnekler yer alıyor. Biri de gördüğünüz BMW motosiklet. LV monogramlı, seyahate uygun çantasıyla motosiklet keyfi de kişiye özel hale getirilmiş.

(Bu röportaj Zeynep Subaşı tarafından Habertürk Ekonomi için yapılmıştır.)